Bulunduğunuz Kategori: Gizem

21
Kas

Devil’s Pass – Şeytan Geçidi..

Devil’s Pass..

Genel hatları ile 1959 yılında, bir grup Rus dağcının, Ural dağları’nda tırmanışta iken esrarengiz bir şekilde ölmesinden esinlenerek ; yıllar sonra bu olayın sırrını anlamak amacı ile aynı yere giden Amerikalı Öğrencilerin başından geçen tuhaf olayları anlatan filmin yönetmeni Renny Harlin…

Renny Harlin adı sinemayı çok yakından takip etmeyen kişilere yabancı gelebilir lakin kendisi birçok baba filmin yönetmenidir. ‘Zor Ölüm 2’, ‘Dağcı’ , ‘Beyin AvcılarI’, ‘Mavi Korku’ ve ‘Exorcist: The Beginning’ gibi… Tabi tüm bu şahane, çoğu kült olmuş filmlere bakınca, çekimleri  Blair Cadısı’nı andıran ‘Devil’s Pass’ sanki liseli bir gencin çektiği amatör bir belgeselmiş gibi kokan sahneleriyle büyük hayal kırıklığı… Bruce Willis, Samuel L. Jackson, Sylvester Stallone’li kadrolardan sonra adı sanı duyulmamış üç beş gençle neden üçüncü sınıf bir gerilim/korku filmi çekmeye kalktı bu usta yönetmen diye sormadan da edemiyor insan. Ama tüm bunları bir kenara koyup sorgulamazsanız, bir problem kalmıyor ortada çünkü film iyi.

20
Kas

“Bazen daha kötü bir şey yapmanı engellemek için kötü bir şey yapman gerekir.” – Stoker

Güney Kore’nin en ünlü yönetmenlerinden, muhteşem üçlemesi ile sinemaseverlerin gönlünde taht kuran Chan- Wook Park’un ilk Hollywood denemesi olan Stoker, yönetmenin diğer filmlerinin yanında biraz Hollywood kalıplarına girmiş kalıyor. Çok daha yumuşak,çok daha sakin ve kansız… Lakin seyirciyi yeterince rahatsız edebilme gücüne de sahip…

‘Bazen daha kötü bir şey yapmamak için kötü bir şey yapmak zorundasındır.’ savından beslenerek ; bir babanın, evladının içindeki öldürme zevkini sezermişçesine ona ‘avcılık’ yapmayı kendi elleriyle öğretmesi  hikayesiyle ara ara beslenerek  aile, kan bağı, içgüdü, cinsellik ve gerilim kutuplarında gezinen film,  muhteşem çekimleriyle de  görüntü yönetmenine şapka çıkarttırıyor. Renkler, kontrastlar ve geçişler çoğu yerde ruhunuzu dinlendiriyor.

Güney Kore filmlerindeki tek etkiyi sade diyaloglarda bulduğum film, Hollywood filmlerine göre çok daha sessiz ve sakin. Uzun diyaloglar, gereksiz konuşmalardan ziyade mimikler

1
May

“İyi bir komplo kesinlikle ispatlanamaz. İspatlanırsa hata yapmışlardır.” – Komplo Teorisi

Televizyonda en çok gösterilen film olarak sıkça adından söz ettiriyor “Komplo Teorisi“. Birçok kez rastlamama rağmen, televizyondan film seyretmeyi sevmediğim için hep es geçmiştim. Geçen gün Mel Gibson’un oynadığı filmlere baktığım zaman rastlamıştım ve seyredilecekler arasına eklemiştim. Yıl 1997.. Mel Gibson’un oyunculuğu gene kendine hayran bıraktırıyor. Hatta şunu söylemek sanırım yanlış olmaz filmi güzelleştiren senaryodan çok, oyuncuların performansı olsa gerek. Özellikle Mel Gibson ve Julie Roberts birbirini ne güzel tamamlamışlar.

Jerry, kendi kafasında oluşturduğu komplo teorileri olan bir taksicidir. O teorilerini müşterilerine anlattığı zaman çoğu zaman deli muamelesi görüyor. Gerçi pekte normal sayılmaz fakat anlattığı şeylerin ilerleyen günlerde doğru olduğunu görünce insan şaşırmıyor değil. :)) Gördüğü, şahit olduğu her şeyden şüphelenen birisinin evi nasıldır sizce?

26
Şub

Ellerinden alırsın ve onlara neye sahip olduklarını gösterirsin. – Following

Christopher Nolan… Filmlerinde sizi öyle bir etkisi altına alıyor ki kolay kolay sahneleri unutmuyor ve bazı şaşırtmalı final sahnelerinde ise “Acaba ne oldu?” diye beyin fırtınası yapmaya başlıyorsunuz. Bugüne kadar bir çok filmini seyrettim ve geçen gün film listesine baktığım zaman 1998 yapımı Takip filmine rastladım.

Konusuna falan hiç bakmadan seyretmeye başladım. Sonuçta yönetmen ve senarist Christopher Nolan.. Hangi filmi kötü olabilir ki?? :)) Konuya geçmeden önce filmi izledikten sonra biraz araştırma yaptım ve biraz bilgi vereyim size. C. Nolan’ın ilk uzun metrajlı filmidir. Ellerinde çok fazla bütçe olmadığı için Nolan tasarruf yaparak tanınmış oyuncular yerine eş, dost ve akrabalarını oynatmış filmde. İzlediğiniz zaman oyuncuların performanslarından çok kurgusu sizi filme çekiyor. Açıkçası böyle bir film beklemiyordum ben. Sonuçta ilk filmi eksiklerle doludur diye düşünüyordum ama Nolan’ın zekası filmi kurtarmış. :))

15
Şub

Kimseye Söyleme – Tell No One

François Cluzet.. Yabancı gelmiyor ama kimdi bu adam, hangi filmlerini izledim ben diye düşündüm durdum film boyunca. En sonunda oynadığı filmlere bakınca “Intouchables – Can Dostum” filmini anında kestirdim gözüme. Hatırlamıştım çok çok iyi bir filmdi ve bu filmde de rolünün hakkını vermiş doğrusu.

Sanırım Cluzet sayesinde Fransız filmlerine merak sarmaya başlayacağım.. :)) Film, Harlan Coben‘in 2001 yılında yayınlanan ve 27 dilde 6 milyona yakın kopyası basılan “Tell No One” adlı romanının, başarılı yönetmen ve oyuncu olan Guillaume Canet tarafından sinemaya aktarılmıştır. Filmi izlemeye başladığınız zaman ilk 1 saat sizi acayip sıkacak ve olayları anlamadığınız gibi “Ne oluyor yahu ne yapıyor bu adamlar” diye düşüncelere dalacaksınız. Tam kapatacakken bir anda olaylar daha da heyecanlı oluyor ve sanki ilk 1 saat sizi sıkan bu film değilmiş gibi sizi filme bağlıyor.

© Copyright 2010-2017 Sinemayı Bloglamaya Hazır mısınız?. Tasarım: — Dream Theme.

Üye Girişi Valid XHTML 1.0 Transitional I Love You Wordpress