4
Şub

“Her birimiz kendi yolumuzda..” – Yeşil Yol

Hayatımın filmi.. Anlatılmaz yaşanır cinsinden. Şu yaşıma kadar onca film izledim ama hiç biri yeşil yolun yerini tutmuyor. Eminim ki ne diğerleri ne de yenileri de tutmayacak. Her insanın ömrümde tutuklu kaldığı bazı olaylar vardır. Yeşil Yol’da benim için o olaylardan birisi. Hele replikleri yok mu? Bu tür filmleri her şeyi anlamaya başladığın yıllarda fark edip izliyorsan, resmen hayatının dönüm noktası haline gelebilir.

Kalemine hayran olduğum usta yazar Stephen King’in aynı adlı romanından sinemaya 2000 senesinde uyarlandı. Frank Darabont kitaba sadık kalaraktan aynı duyguyu ve hayat acılarını esprileriyle birlikte izleyiciye yaşatmaya çabaladı ve bunda da gayet başarılı oldu. Zaten böyle duygusal, hüzünlü ve hayatın içinden kesitleri ancak “Frank Darabont gibi” yönetmenlerden ve “Stephen King gibi” yazarlarından görebiliyorum şahsen. Dahası da var elbet ama bunlar daha bi sadıklar bana sağolsunlar.

Başta Tom Hanks (Edgecomb) ve Michael Clarke Duncan (John) olmak üzere diğer oyuncularla beraber ekibin harika performansları takdire şayan Allah için. Film tam 3 saat sürmüş ve izlerken gözyaşlarıma engel olamamıştım. Neredeyse her sahnesi farklı yerlerine göre ayrı bir hüzünle doluydu. Ayrıca 3 saat sürmüş olmasına rağmen hiç sıkmayan, bana göre her sahnesi ayrı güzel, ayrı anlamlı ve ayrı bir keyifliydi.

“Genellikle idamlıklar bölümüne “Son Yol” denir. Bizimkine “Yeşil Yol” diyorduk. Zemin, sönük kireçtaşı rengindeydi. Elektrikli sandalye vardı. “Elektrikli” derdik. Uzun yıllar yaşadım, Ellie ama en unutulmazı 1935’ti.” Diyerekten başlıyor eski gardiyan Edgecomb, yıllar evvelki hikâyesini anlatmaya. Edgecomb kendi halinde, mesane iltihabıyla başa çıkmaya çalışan mazlum bir insan. Hayat arkadaşı eşi ise hanım hanımcık bir kadıncağız Jan Edgecomb (Bonnie Hunt) Gardiyan Edgecomb, mucizelere pek inanmayan bir karakter esasında. Ama daha sonradan John Coffey ile tanışması ve onunla diyaloga girmesiyle beraber işte asıl olay ve “hayatından anlaman gereken kesitler” bundan sonra başlıyor. Bu iki kader yoldaşının yolları ise bir hapishanede kesişiyor. Yani Cold Mountain Cezaevinde.

John Coffey ise doğaüstü ve Allah vergisi dediğimiz yeteneklere sahip olan bir adamdır. Fakat bu adamcağız bir yanlış anlaşılmanın sonucunda, iki küçük kız çocuğunun cinayeti suçundan hapishaneye girer ve idamlık olarak kesin hükümlüler olan E-Blok arasına katılır. Aslında olayların John Coffey ile hiç alakası yok. Aksine John; iyi kalpli, yardım etmek isteyen, saf ve temiz bir adam. Fakat olayların zincirinden ötürü ve çevrede ki halkın da o dönemlere nazaran, sınıflara göre anında yargısız infaz yapmasından dolayı işlenen suçlar böylelikle John’un üstüne kalıverdi.

Edgecomb ve hapishanenin E-Bloktaki koğuş arkadaşları ile beraber, Percy (Doug Hutchison) hariç; sağduyuları pek bi iyidir ve mahkûmlarla aralarındaki mesafeyi korumayı bilirler. Haliyle tabi yıllar yılı aynı çatı altında beraber oldukları ve birbirlerini tanıdıkları için de ekip olarak aralarında harika bir uyum vardır. O Percy karakteri.. Cuk oturmuş diyebilirim sadece. Allah’ım bu ne gıcıklıktır, ne kadar güzel bi uyumdur ve ne harika bir oyuncu seçimidir. Neyse ki Percy’nin sonu “hak eden bulur” oldu da bari biraz olsun sakinleşebildim.

Edgecomb’un görevi ise psikolojik olarak tartışılmaz ki, en zor olanı. E-Bloğu koğuşunun sorumlusu kendisi olduğu için idamları da bizzat kendisi yönetmiş oluyordu. İdam mahkûmlarını hücrelerinden alarak, 1 millik bir mesafesi olan “ölüm yolu” yani elektrikli sandalyenin bulunduğu odaya kadar “yeşil yol” denilen o meşhur yoldan mahkûmlara eşlik ediyordu. “Hayatımda yapmaktan gurur duymadığım şeyler yaptım, ama ilk defa cehennemin gerçek tehlikesini hissediyorum.”

Sıradan bir gün hapishane koğuşunda Edgecomb yine mesane iltihabı yüzünden dert çekmekte. Yıllar yılı bu hastalıkla mücadele eden garibim gardiyan abim Edgecomb’a, John yardım ederek adeta adamcağızın derdine derman oluyor. Bu süreden sonra Edgecom’un Allah’a ve John’a olan inancı bir nevi hafiften de olsa başlamış oluyor. Bu olay ve John’un zaman geçtikçe diğer yardımlarını da görmesiyle beraber Edgecomb, böylelikle mucizelere de inanmaya başlıyor.

Şu garibim kadın, tümör kanseri hastalığı yüzünden ne haldeydi a dostlar..

“+İsmin ne?
-John Coffey. Kahve gibi ama yazılışı farklı.
+Rüyamda seni gördüm. Karanlıkta yürüdüğünü gördüm. Ben de öyleydim. Birbirimizi bulduk.”

Filmde kısa ve öz yansıtılan fakat aynı güzellikle filmin konusuna sabit kalınıp ve eski dönemin gerçekçiliği ile izleyiciye gösterilmiş bir olay vardır ki; ekonomik kriz. Elbette o dönemlerde neredeyse çoğu toplum ekonomik zorluklarla mücadele ediyordu. Fakat bu mücadele o yıllara göre daha zor; işsizlik hat safhada, geçim şartları çok düşüktü. Bu gibi sebeplerden ötürü intiharlar bile olabiliyordu. İnsanlar iş için, ya başka ülkelere gidiyor ya da kendi memleketlerinde başka şehirlere göç etmek zorunda kalıyorlardı. 1929’da başlayan bu ekonomik kriz, çoğu ülkeyi derinden etkiledi. Bu zamansa 1930’lu yıllar boyu sürmüş ve”buhran yılları”adıyla tarihe geçti. Bu bilgileri araştırarak öğrendim, ecik kültürlü olun. Ayrıca bizim neslimizde zaten bunları yakında yaşayarak deneyim sahibi olacak gibi geliyor bana ya du bakalım..

Şu sahneyi izlediğimde “işte ben Frank Darabont ve Stephen King ikilisini bu yüzden seviyorum.” dedim.

“+ Neden hep bunu seyrediyoruz?
– İlginç.
+ İlginç mi? Cahil, seviyesiz bir grup salak mı? Tek konuştukları seks.”

Açıkçası 91 doğumluyum ama ben, “nerde o eskiler..?” diyorum. Bana kalsa bu zamanda yaşamayı hiç istemezdim inan ki. En güzeli 50’ler, 60’lar.. Tamam, o zamanda hayat zor şimdi de. Hayat her daim zor zaten. Ama demek istediğim, en azından o dönemlerde daha iyi insanlık, daha iyi iletişim, daha iyi filmler ve daha iyi müzikler vardı. Her şeyin değeri daha iyi anlaşılıyordu. Ben böyle eskileri yaşayan kafamla iyiyim. Sonuç olarak, dokunmayın bana. Bir zaman makinesi icat et ve sonrada hayrına beni eski zamanlara atıver.

Bunun akabinde sevgili ihtiyar amcam alıyor eline kumandayı ve.. “İşte seyirlik bir şey.”

Hapishane hayatını az buçuk bilir ya da tahmin edersin. Şu hayatta kötüler olduğu kadar iyi insanlarda var elbet. Artık bu tür ortamlarda hangisi denk gelirse.. Ya iyi taraf denk düşer kaderine, ya azılı kötü taraf, ya da karışık artık ne gelirse. Allah bilir. “Yeşil Yol’da olan, Yeşil Yol’da kalır. Her zaman böyledir.”

Şu sahne de ne güzeldi yahu. Minnet borcu sadece bir sinema filmi ile ödenmiş oldu böylelikle. Burada esasen öyle bir güzel gönderme yapıyor ki.. Artık anlayabilene ne mutlu. Küçük şeylerden mutlu olma sanatına hayranım.

“-Senin için yapabileceğimiz bir şeyler olmalı. İstediğin bir şey olmalı.
+Hiç sinema filmi görmedim.”

İnsanın kalbine bir filmde dokunabilmeyi başarmak ve hayat yorgunluğunu daha nasıl güzel anlatılabilirdi bilmiyorum. Bana göre yapımda en alıcı olay..

“Yoruldum, patron.. Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yoruldum. Yanımda hiç arkadaş olmamasından yoruldum. Nereye gideceğimizi, nereden geldiğimizi söyleyecek biri.. En çokta insanların birbirine kötü davranmasından yoruldum. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan yoruldum. Çok fazla var, sanki her an için kafama cam parçaları batıyor. Anlıyor musun?”

He.. Anlıyor musun?

Film tema olarak mucizeler ve inancı ele alaraktan, yargısız infazın nalet ve aksi olduğunu izleyiciye iyi gösteriyor. Hayatta her an her şeyin mümkün olabileceğini; hastalık, ölüm, iyilik ve kötülük gibi doğal etkenlerinde bizler için olduğunu, inancını daima korumanı ve birden bire yaşamın güzelleşebileceğini muhteşem bir kurguyla vurguluyor sana bana ona şuna buna. En önemlisi de elbette anlayana.

“+Sence, bir insan, yaptıklarından gerçekten pişmanlık duyarsa en mutlu olduğu zamana geri dönüp sonsuza dek orada yaşar mı? Orası cennet olabilir mi?
-Ben de buna inanıyorum.”

Son olarak diyeceğim odur ki; eminim ki benim gibi birçok kişinin de hayatının filmi olmuştur Yeşil Yol. Çünkü bu film öyle bir şey ki.. İster bazı parçalarla kendini bul, ister ağla ya da ister çek git. Her şeyiyle seni kendine bağlatır ve aklında kalmasını sağlar. O yüzden, Yeşil Yol’daki duygu, replik diyalogları ve kurgusu iyi işlenmiş olması itibariyle harika bir yapım olmuş, zamanında da kasırgalar koparmasını bilmişti. Halen daha gerek sahneleriyle, gerekse konusuyla ve replikleriyle hafızalardan çıkmayan efsane bir başyapıt olur kendileri.

Küçükken ailemle birlikte sıcacık evimizde izlediğimiz ve her şeyiyle hafızamda kalan en etkili ve duygu yüklü filmlerimden birisi oldu hep Yeşil Yol. Bana göre daima da öyle olacak. Çünkü o zamanların, o yaşların tadı bir başka. O yüzden diyorum ki, “Kendi yeşil yolumuzda yürüyoruz, her birimiz kendi zamanında.” ve noktalıyorum artık bu yazıyı. Eh haydi bakalım.. Allah’a emanet.

“Geceleri yatakta hep onu düşünüyorum ve bekliyorum. Sevmiş olduğum ama ölen insanları düşünüyorum. Güzelim Jan’ı ve onu nasıl yıllar önce kaybettiğimi düşünüyorum. Ayrıca her birimizin Yeşil Yol’da kendi hızımızla ilerleyişimizi düşünüyorum. Fakat bir düşünce var ki geceleri beni uyutmuyor: Bir farenin bu kadar uzun yaşamasını sağladıysa benim daha ne kadar zamanım var? Her birimizin bir ölüm borcu var. İstisnalar yok. Fakat Tanrım.. bazen Yeşil Yol çok uzun görünüyor.”

Fragmanı için buyuruver;




Bunları İncelediniz mi?

3. Uluslararası Engelsiz Film Festivali Kısa Film Yarışması Ödülleri Belli Oldu

Birkaç ay önce tanıtımını yaptığımız 3. Uluslararası Engelsiz film festivali kısa film yarışmasının ödülleri belli olmuş. Bugün gerekli bilgilendirmeyi mail ile yaptılar ve içeriğini aynen aktarıyorum. Mind The AD İstanbul … Devamını oku..

‘Life of Pi’ ve ‘Pan’s Labyrinth’ üzerinden ‘Beast’s of the Southern Wild’e… Sinema’da çocuğun gözü

Yıllar önce Fransız Kültür Merkezi’nde bir kısa film festivaline gitmiştim. O festivalden aklımda kalan en nadide film, yaklaşık üç dört dakika süren ve çoçuklu bir ailenin, bir anne-babanın/ bir karı-kocanın, … Devamını oku..

Başladığım yere geri dönmek hiç bu kadar karmaşık ve zor olmamıştı…

BAŞLANGIÇ… Filme geçmeden önce şunu hatırlatalım, filmi çok dikkatli izlemezseniz eğer ne izlediğinizi anlamazsınız ve çünkü çoğu zaman kafanızı bir hayli karıştıracak bu film :) Baş kahramanımızın adı Cobb. Cobb … Devamını oku..

© Copyright 2010-2017 Sinemayı Bloglamaya Hazır mısınız?. Tasarım: — Dream Theme.

Üye Girişi Valid XHTML 1.0 Transitional I Love You Wordpress